2008’e iyimser bir bakış

2008 yılı iyiyle kötünün, umut verenle umutsuzluk verenin iç içe geçtiği bir yıl oldu. Soruna iyimser tarafından baktığımız zaman neler olduğunu şöyle özetleyebiliriz:
Geçen yılın en olumlu gelişmesi Ergenekon davasının açılmasıydı. Devlet içindeki derin güçler dirense de, sorunun toptan çözümü gibi bir imkan şimdilik görünmese de bu davayla birlikte yılan kuyruğundan yakalandı. Kendilerinden hesap sorulamayacağı düşünülen ve astığı astık kestiği kestik bir şekilde bütün muhalif güçlere korkun salan, devletin içindeki karanlık odağı temsil ettiği bilinen bazı isimlerin gözaltına alınması, tutuklanması ciddi bir ilerlemeyi ifade ediyor.
Devlet içindeki derin yapılanmanın en tehlikeli ve saldırgan uçlarından hesap soruluyor, sorulabiliyor. Daha önce her istediklerinden hesap soran bu ‘yiğitler’ şimdi yargı karşısında hesap veriyorlar. Bu hesaplaşmanın ve hesap sormanın kolay olmadığını biliyoruz. Yıllardır bu ülkenin değişim isteyen, demokrasi isteyen, hak isteyen kesimlerine kan kusturanların ‘dokunulamaz diye sanılan bazı isimlerinden hesap sorulabilmesi geçmişle kıyaslandığında bir ‘devrim’ diye de değerlendirilebilir.
Bu dava, Türkiye’nin Kontrgerilla ile geç kalmış hesaplaşmasının ilk ciddi adımıdır. Hesaplaşmanın başlaması bile zordu ve önemliydi, başladı. Dava ilerledikçe, yeni gerçeklerin ortaya çıkması ve bazı yeni ipuçlarının yakalanması önemliydi, yakalandı. Danıştay cinayeti davasının Ergenekon davası ile birleştirilmesi en dikkat çekici ilerleme olarak görülebilir.
Üzeyir Garih’in öldürülmesiyle ilgili ortaya çıkan yeni bilgiler de bu sürecin bir parçası sayılabilir. Görünen o ki, eğer Ergenekon davası siyasi engellere takılmazsa ve siyasi irade hukuk sürecinin arkasında durabilirse, temizliğin görünenden daha derinlere inmesi mümkün olabilir.
AKP’yi kapatarak Türkiye’yi siyasi belirsizliğin içine sokmak isteyen demokrasi karşıtı güçler, bu girişimlerinde de başarısızlığa uğradılar. İstemedikleri bir Cumhurbaşkanı seçilmişti, askeri müdahale çabaları kırılmıştı. Yargıtay Başsavcılığının açtığı kapatma davası bir anlamda statükonun ciddi bir hamlesiydi. Bu hamle derin yaralar açsa da amacına ulaşamadı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, milli maç vesilesiyle Ermenistan’a gitmesi de geçen yılın farklılığını gösteren bir gelişmeydi. İlk kez bir Cumhurbaşkanı böyle bir ziyarette bulunmuş, kangren haline gelmiş bir sorunun çözülebilmesi amacıyla cesur bir atak yapılmıştı.
Yılın son günlerinde ‘1915 yılındaki Ermeni tehciri’ nedeniyle başlatılan imza kampanyası da, resmi tarihin sorgulanması açısından yeni ve ufuk açıcı bir gelişme olarak bu yılın ‘olumlu’ları arasına katıldı. Ezber bozucu imza kampanyasında bu yazıyı yazarken imzacı sayısı 25 bini aşmıştı.
Talabani ve Barzani’nin muhatap olarak kabul edilmesi, PKK’nın dağdan indirilmesi için yeni çözüm yollarının aranması Kürt sorununda da olumlu sinyaller olarak sayılabilir. TRT’nin Kürtçe televizyon yayınına başlaması geç de olsa bir ilk olarak tarihe geçecek. Üstelik bu kez Kürtlerin değer verdiği sanatçılara yönelinmesi bu işin ciddiye alındığını gösteriyor.
Ben her zamanki iyimserliğimle bu olumlu tabloyu ortaya koyunca bir çok itirazın geleceğini biliyorum. Bu nedenle bu yılın önümüzdeki yıllara bıraktığı olumsuzluklara da kısaca değinmek istiyorum.
Kapatma davası görüldüğü kadarıyla AKP’nin kimyasını bozdu. Ciddi bir tehlikeyi yara alarak savuşturan iktidar partisi, o günden sonra demokratikleşme konusunda ‘tutuk’ bir siyasi tutum içine girdi. AB’ye yönelik hiçbir ciddi adım atılmazken, Başbakan Tayyip Erdoğan, Güneydoğu’da DTP ile tam anlamıyla bir ‘iktidar’ kavgası içine girdi.
Bu kavgayı yürütürken, Aktütün saldırısı sırasında medya tarafından zaafları nedeniyle eleştirilen askerler, medya ile sert bir tartışma içine girdiler. Yer yer tehditkar bir havaya bürünen bu tartışmaya Başbakan Erdoğan da katıldı ve medyaya yönelik sevimsiz ifadeler kullandı.
Bu yıl işkence ve kötü muamele açısından da olumsuzlukların tırmanışa geçtiği bir yıl oldu. Polis kurşunlarıyla çok sayıda insan yaşamını yitirdi. Cezaevlerinde baskı devam ediyor.
Daha buna başka bir çok olumsuz unsur eklenebilir.
Tabii yılın son günlerinde İsrail’in Gazze’ye yaptığı bombardıman, bu yıla acı içinde girmemize neden oldu...
Ben yine de 2008’in toptan gözden geçirildiğinde olumlu yönünün ağır bastığını düşünüyorum.
Özgürlüklerin geliştiği, demokratik açılımların sürdüğü, sağlıklı ve mutlu yıllar diliyorum...